Merak ve Bilgi

Alın size iddialı bir önerme:  Bilgi, meraktan doğar.

Acaba bu önermeye kimler katılır? Peşinen söyleyeyim, ben katılıyorum. Gelin şimdi konuyu birlikte inceleyelim.

Öncelikle insanın bilgiye ulaşma şeklini ikiye ayırmakta yarar var.

1) Daha önceden kimse tarafından bilinmeyen yeni bir bilginin bulunması.
2) Var olan bir bilginin birey tarafından idrak edilmesi.

Birinci anlam.

Birinci anlamı ile bakıldığında bilginin çoğu zaman meraktan üretildiği çok açıktır. Bilgi arayan kişi bir konu hakkında deneme yanılma yapar. Eğer bir bilgiye tesadüfen veya kaza ile ulaşırsa, emin olmak için yine deneme yapar. Elde ettiği sonuçlara göre kendince bir bilgiye ulaşır. Daha sonra da bu bilgiyi kullanır. Hatta çevresine aktarabilir. Burada oluşturulan bilgi bazen basittir. Örneğin işe giderken sabah saatlerinde trafiğin en rahat aktığı yolu keşfetmek gibi görece basit ve belki de yalnızca ufak bir kitleyi ilgilendirecek bir bilgi.

Bazense, bir bilim insanının bulduğu, bütün insanlığı ilgilendirecek çok önemli bir bilgi de olabilir. Buna bir çırpıda onlarca örnek sıralamak mümkündür. Örnek: Philo Farnsworth (televizyonu icad etti), Tim Berners Lee (Bilinen şekli ile interneti geliştirdi), George de Mestral (Velcronun mucidi).

İkinci anlam.

Bilgiye yukarıdaki ikinci anlamı ile bakıldığında merak yine çok önemlidir. İnsanoğluna açık olan bir bilgiden habersiz olan kişi o konuda karanlıktadır. Aydınlığa geçmek için ise itici bir güce ihtiyaç vardır. Bu güç meraktır. Merakı olmayan bir insan, uçma yetisini kaybetmiş bir kuş gibidir.

Yıllardır kişisel gelişim eğitimleri veren bir eğitmen olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, eğitiminize katılan bir katılımcı eğer öğrenmeye açık değilse, o eğitmenin işi çok zordur. Zira kişi istemediği takdirde ne yaparsanız yapın, paylaştığınız bilgiler o kişinin penceresinden içeri girmez. Bir öğrenme gerçekleşmesi için, kişinin kendi rızası ile penceresini aralaması lazımdır. Bu da merak gerektirir. Bilgili olduğu bir konuda dahi objektif bir kuşku ile penceresini aralayabilen, yani dinleyen, gözlemleyebilen, sorgulayan bir kişi, daha fazla öğrenme konusunda daima avantajlıdır.

Sonuç.

Başlangıçtaki önermemize geri dönersek, bilgiye birinci anlamı ile ulaşmak, çoğumuz için günlük hayatta nadir bir durumdur. Bilgiye genelde ikinci anlamı ile ulaşabiliriz.

O halde cevaplanması gereken soru şudur. Siz, hayata karşı ne kadar meraklısınız? Önünüze bir öğrenme fırsatı çıktığında pencerenizi açık tutabiliyor musunuz? Unutmayın ki merak edenlerin önünde sonsuz bir bilgi denizi bulunuyor, hem de her an, her yerde ve her zamankinden çok daha yakında. O zaman konuyu bağlayalım.

Ne kadar merak, o kadar bilgi.

Tuğyan Yurtsever

Yorumlar