🎭 Neden Herkes Mutsuz?
Çokluk İçinde Kaybolmak…
Neden herkes bu kadar mutsuz? 💔 İnsan kendini nasıl iyi hisseder? 🤔
Günümüzün ana problemi sanırım çokluk içerisinde kaybolmak. Etrafımızda o kadar çok gürültü ve enerji alanı var ki, içine girdiğimiz her şeyin dengesi bozuluyor.
Peki iyi hissetmek için neye sarılacağız: Seni besleyen toprağa ve güneşe mi, yoksa aşk gibi görünüp seni yavaş yavaş sıkan, boğan bağlara mı?
Bir Tohum, Ağaç ve Boğan Muhabbet 🌱
Bence insanın kendi hayatında kendisini meşgul eden, geliştiren öz kaynakları varsa ancak o zaman yaptıklarından etkileniyor ve var olabiliyor.
Doğaya bir bakın… Bir tohum toprakla buluştuğunda, gelişmek için ihtiyacı olan tüm kaynağa kavuşur. Doğa ona sahip çıkar; nefes alır, yağmurla yeşerir. Ortamını sevdiği için çiçek açar. Güneş dokunur yapraklarına, doğru atmosferle serpilir ve alanını genişletir. Dışarıdan bakanlar hayranlıkla der ki: “Baksana şuna, nasıl da yerini sevmiş; açılmış, yayılmış…” 🤩
Peki sonra ne olur?
Belki de bir metre ötesine ekilmiş bir sarmaşık onu görür, çok beğenir. Onun duruşundan etkilenir, dost olmak ister ve kökleriyle ona sarılır. Çiçekleri meyveye duran, güneşten beslenen o masum meyve ağacı ile sarmaşık ilk başta birlikte çok mutludur. 🤝
Fakat sarmaşık onu o kadar çok sever ve sarar ki… Ağaç artık genişleyemez, sıkışır. Sarmaşık kötü niyetinden değil, sırf o muhabbeti sevdiğinden fark edemez sıktığını. Sonunda, sırf sarmaşık onun alanına girdiği için o güzelim meyve ağacının verimi yok olur ve solmaya başlar. 🥀
Derdi Kendisi Olanın Dermanı da Kendindedir 🪞
Bizi mutsuzlaştıran ne? Strese girdiğimizde neden süreci yönetmek, yeni şeyler keşfetmek yerine o cenderenin içinde takılı kalıyoruz? Durumumuzdan şikâyet ediyoruz ama değişime tek bir adım bile atmıyoruz. Acaba hangi toprakta yetiştik? Neleri değiştirirsek şikâyetlerimiz azalır? Elimizdeki gerçek seçenekler neler? 🔍
Çevremiz, zihnimizdeki filtreler, yargılar, varsayımlar ve o bitmek bilmeyen “tamamlanma” arzusuyla çok kalabalık. Oysa var olan tek bir gerçek var: Şu an bu satırları okuduğunuz o an. ⏳
Bilişsel terapinin kurucularından Dr. Aaron Beck’in belirttiği gibi; Duygu, Düşünce ve Davranış kendi içinde çalışan bir üçgendir. Bir olayla karşılaştığında önce zihnine kendiliğinden gelen otomatik düşüncelere, ardından onlara eşlik eden duygulara ve ürettiğin varsayımlara bakmalısın. Buradan nasıl harekete geçtiğini fark etmelisin.
Aslında baktığınızda insanın kendinden başka derdi yok bu hayatta… Ama güzel olan şu ki: Derdi kendisi olan ve bunu fark eden kişinin dermanı da kendindedir. 🗝️
Kendi Toprağında Kendi Gübrenle Büyümek 🌻
İyi hissetmek için dış dünyadan arada bir kopup iç dünyasının dinginleşmesi için çalışmak lazım. Ama içimizdeki o sesin ne kadar farkındayız? Gözümüz hep dışarıda; onda, bunda, şunda… 👁️
Biliyorum, insanın yükü ağır. Hep birileri gibi olma, birileri gibi kazanma, yaşama, güzel ve başarılı olma yarışından kurtulmak gerek. Başkasının bahçesini izlemeyi bırakıp kendi toprağımıza odaklansak, kendi gübremizi kendimiz sağlasak iyi hissetmek için ne çok nedenimiz olur…
Bugün sizi şu sorularla baş başa bırakıyorum: 🤔
Benim ince çizgilerim ve ihlal edilmesini istemediğim alanlarım neler?
Bu çizgiler ihlal edildiğinde hissettiğim korku, üzüntü ya da hüsranı tetikleyen asıl düşünce ne?
O düşünce nasıl değişir, cesaretim nereye kaçtı?
Son sözüm ise şu olacak: 🕊️
Senden bu dünyada sadece bir tane var. ✨
Sana bunu verenin ve kendi varlığının kıymetini bil. 💎
Yürüyelim aşk ile… ❤️

Yorumlar